30 Aralık 2009 Çarşamba

Mutlu Yıllar

2009 kendi adıma blogu yatarak geçirdiğim bir yıl olarak bitmek üzere. Bayramı, seyranı, 1000. postları Fırat girerdi hep ama yılbaşı postu da bana nasipmiş. 2010 insanlığa barış, mutluluk getirir mi bilmem ama Dünya Kupası oynanacak olması nedeniyle futbolseverler adına 2009'dan daha iyi geçeceği kesin. Herkese futbol dolu sağlıklı bir sene diliyorum. Seneye görüşürüz geyiği ile de aranızdan ayrılıyorum :)

18 Aralık 2009 Cuma

FAİR PLAY LİGİ 16.Hafta


Gençlerbirliği'nin istikrarı ve liderliği devam ediyor. Bu hafta Trabzonspor-Fenerbahçe maçından sonra Trabzonspor yerini koruyabilecek mi merak ediyorum. Kasımpaşa ligte her maçtan puan almaya devam ederken fair-play liginde gerilemeye başladı. Başarı ve fair-play için şu an en iyi örnekler Bursaspor ve Beşiktaş gibi görünüyor. Onlar da bu hafta karşı karşıya gelecekler. Süper lig kadar fair play ligi içinde ilginç bir hafta bekliyor bizi. Fenerbahçe için ise, "son anda bu ligte kalır" demekten başka diyebilecek bir şey yok.

11 Aralık 2009 Cuma

5 Aralık 2009 Cumartesi

FAIR PLAY LİGİ 14.Hafta


Lider Gençlerbirliği'nin 4 haftada sadece 2 sarı kart görmesi Fair Play ligindeki iddiasını ortaya koyuyor. Geçen sezon son haftada kaçırdıkları ödülü bu sezon mutlaka kazanmak istiyorlar sanırım. İlhan Cavcav çıkıpta eski şovlarından birini yapmazsa bu takımı kimse durduramaz diyorum :)

1 Aralık 2009 Salı

19 Kasım 2009 Perşembe

Ben Kimim?

bitmez...

Yoğun Tedavi

"Arda Turan domuz gribi oldu." demek haber değeri taşımıyor olsa gerek ki Milliyet (Basında Güven) haberi "Aşk tatiline gitti domuz gribi oldu" diye veriyor internet sitesinden. Türk medyasını eleştirirken acımasız davrandığımızı düşünebiliriz bazen ama konu "internet gazeteciliği" ise ne söylesek az söylemiş oluruz. "Arda'nın yoğun tedavisi sürüyor." başlığının altına sevgilisi olduğu söylenen Sinem Kobal'ın saçını okşarken ki resmini koymak gazetecilik oluyor ülkemde. Roma'ya gitti dönüşte yatağa düştü demekse "geneleve gitti, aids oldu" demek gibi. Sanki domuz gribinden 80 küsür kişi başka ülkede öldü. Bu ülkede domuz gribine yakalanma olasılığı yokmuş gibi kelamlar edilmiş. Fotomaç, Fanatik, Bulvar olsa pas geçerdik bu defa ama Milliyet yapınca insan aynı gazetede Mehmet Demirkol'u okuduğuna üzülüyor.
Arda da skandallarla başladığı seneyi bir de domuz gribine yakalanarak bitiriyor. Artık kurşun mu döktürür, nazar boncuğumu takar bilemem ama terslikler geldi mi böyle üst üste geliyor işte.
Aynı şey Galatasaray için de geçerli. Son bir hafta içinde Galatasaray'ın adının geçtiği olaylardan değil gazete aylık dergi çıkartılırdı herhalde.
Neyse biz kaptana geçmiş olsun dileklerimizi iletelim. En kısa sürede iyileşti haberlerini alalım. Son olarakta domuz aşısı ve korunma yöntemlerini sorguladığımız şu günlerde, Türkiye'de en iyi hastanelerde kontrol edilen, spor yapan, uykusuna, yemesine, içmesine dikkat eden bir sporcunun da bu hastalığa yakalanmış olması ayrıca moral bozucudur diyorum.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Nasıl Yani ?

POTADA BİR ASLAN KLASİĞİ: Galatasaray Cafe Crown 74 - Fenerbahçe Ülker 72
Galatasaray Cafe Crown, Beko Basketbol Ligi’nin 5. Hafta mücadelesinde, Abdi İpekçi Spor Salonu’nda Fenerbahçe Ülker’le karşılaştı. Galatasaray taraftarlarının yoğun ilgi gösterdiği maçta, 2 kez uzatmaya giden zorlu mücadeleyi takımımız 74-72 kazandı.
Tamam blog futbol blogu. Bende basketboldan bahsetmeyeceğim zaten. Dün akşam oynanan olaylı derbiyi Galatasaray resmi sitesi bu şekilde haber yapmış. Maçta çıkan olaylara, yapılan açıklamalara vs. hiç girmeyeceğim. Takıldığım nokta haberin başlığı. "Potada bir aslan klasiği" Klasikten kastedilen her derbi maçta olay çıkarmalarıysa söyleyecek sözüm yok. Ama "Hep yeniyorduk, yine yendik" ise kastedilen, tek kelimeyle yavaşşşş derim. İki takım arasında oynanan son 9 maçın 6'sını Fenerbahçe kazanmış ve Galatasaray'ın üst üste iki galibiyeti yokken böyle başlık atmak için insanın ya basketbol maçlarını hiç izlemiyor olması lazım yada taraftarını salak yerine koyması.

13 Kasım 2009 Cuma

FAIR PLAY LİGİ 12.Hafta

Geçen haftaya göre ilk 3 ve son 5 sıranın değişmediği tabloda Beşiktaş 2 sıra yükselerek 4. oldu. İki sıra gerileyen Denizlispor 6.lıkta. Şampiyonluk mücadelesi veren Galatasaray ve özellikle Fenerbahçe'nin Fair Play liginde durumları içler acısı. Alkışlar ilk üç sıradaki Gençlerbirliği, Bursaspor ve Trabzonspor'a gidiyor bu hafta.

12 Kasım 2009 Perşembe

Aboneyim Abone (!)

Galatasaray Dergisi 7 yıldır yayın hayatında. Belki de Türkiye'de içerik ve tasarım olarak en iyi resmi spor kulübü dergisi. Bir yıllık abonelik ücreti 65 TL. GSTv Mayıs 2007'den beri yayın hayatında. Bir süre önce Digiturk ile anlaşarak aylık 4,99 TL karşılığında üyelik sistemine geçti. GS Tv'ye sms yoluyla bile abone olabiliyorsunuz. Bu bilgileri neden mi veriyorum. Galatasaray'ın son divan kurulu toplantısında eski yöneticilerden ve divan kurulu üyesi Kemal Onar şöyle bir açıklama yaptı. "Kulübün dokuz bin üyesi bulunuyor. Bunlardan 39’unun G.Saray Dergisi’ne üyeliği, GS TV’ye de sadece Polat ve Mümtaz Tahincioğlu’nun üyeliği bulunmaktadır."
Rakamlar gerçekten şaşırtıcı ve düşündürücü. Kulüple yatıp, kulüple kalktığını iddia eden yöneticiler, canından çok sevdiği için kulübe üye olanlar bu durumu nasıl açıklayacaklar çok merak ediyorum. Herşeyi geçtim insan sırf meraktan o dergiyi alır okur. Yada belki GS Tv'ye çıkarım da kaçırmayayım deyip abone olur ya.

7 Kasım 2009 Cumartesi

FAIR PLAY LİGİ 11.Hafta

Uzun zamandır aklımdaydı. Her ne kadar görsel ve yazılı medya çok önemsemese de geçen sene başlayan Fair Play Ligi uygulamasını önemseyenlerdenim. Her hafta Turkcell Süper Ligi puan durumunu Fırat sizlere aktarıyordu. Bundan böyle Fair Play Ligini de ben aktarayım dedim. Fair Play ligi ile ilgili biraz bilgi aktarmak istiyorum.
Geçtiğimiz sezon Gaziantepspor'un şampiyonluğu ile sonuçlanan Turkcell Fair Play Ligi, Turkcell Süper Lig'de yaşanan heyecan, coşku ve mücadele keyfinin centilmenlik ruhuyla daha da artması için, futbola yeni bir soluk getirmeyi hedefliyor.
Turkcell Fair Play Ligi tablosu, Turkcell Süper Lig'de mücadele eden 18 takımın sezon sonuna kadar oynadığı her maçta aldığı her sarı kartın 1 puanla, her kırmızı kartın 3 puanla; saha kapatma ve seyircisiz oynama cezalarının 5'er puanla; hak mahrumiyeti cezalarının 6 puanla değerlendirilmesiyle oluşturuluyor. Ayrıca takım halinde sportmenliğe aykırılık cezası ve PFDK'nın vermiş olduğu cezalar da değerlendirmeye ceza puanı olarak işleniyor. Sezon sonunda en az puan toplayan takım Turkcell Fair Play Ligi'nin şampiyonu olacak.
GENEL KRİTERLER:
- KIRMIZI KART: 3 puan
* Alınan ceza maç sayısı 3 ile çarpılarak hesaplanır.
* Müsabakadan Men: Ceza alınan maç sayısı x 3 puan olarak hesaplanır.
* Çift sarı veya kırmızı kart sonrasında Müsabakadan Men Cezası alınmışsa, her iki cezanın puanları toplanır.
- SARI KART: 1 puan
* Çift sarı kart: Kırmızı kart olarak değerlendirilir.(3 puan)
- SAHA KAPATMA: Ceza maç sayısı x 5 puan olarak hesaplanır.
- SEYİRCİSİZ OYNAMA : Ceza maç sayısı x 5 puan olarak hesaplanır.
- HAK MAHRUMİYETİ: Disiplin Kurulu Hak mahrumiyeti tablosuna göre alınan ceza maç sayısı x 6 puan olarak hesaplanır.
Disiplin Kurulu Hak Mahrumiyetleri Tablosu:
- Sekiz güne kadar (1-8) müsabakadan men yerine 1 maç
- Onbeş güne kadar (1-15) müsabakadan men yerine 2 maç
- Yirmiiki güne kadar (1-22) müsabakadan men yerine 3 maç
- Otuz güne kadar (1-30) müsabakadan men yerine 4 maç
- Otuzsekiz güne kadar (1-38) müsabakadan men yerine 5 maç
- Kırkbeşgüne kadar (1-45) müsabakadan men yerine 6 maç
- Elliiki güne kadar (1-52) müsabakadan men yerine 7 maç
- Altmış güne kadar (1-60) müsabakadan men yerine 8 maç
- Altmışsekiz güne kadar (1-68) müsabakadan men yerine 9 maç
- Yetmişbeş güne kadar (1-75) müsabakadan men yerine 10 maç
- Sekseniki güne kadar (1-82) müsabakadan men yerine 11 maç
- Doksan güne kadar (1-90) müsabakadan men yerine 12 maç
- Doksan günden fazla süreyle alınan hak mahrumiyeti cezalarında, tablodaki zaman aralıkları baz alınarak ceza maç sayısı eklenerek hesaplanır.
DİĞER KRİTERLER:
- Takım halinde sportmenliğe aykırı hareket:
* Sarı kartlar ve kırmızı kartlar sebebiyle alınan cezalar x 2 puan olarak hesaplanır. (Ceza puanları tabloda kendi kolonlarında yansıtılır.)
* Müsabaka görevlisine hakaret edilmesi, kararlarına karşı sportmenliğe aykırı şekilde itiraz ederek karşı çıkılması, baskı kurmaya çalışılması, tehdit edilmesi, söz konusu kişiye karşı güç kullanılması sebebi ile alınan cezalar 12 puan olarak değerlendirilir ve kırmızı kart hanesine işlenir.
* Doping, bahis ve şike tespiti durumunda ilgili kulüp 75 puan ile cezalandırılır.
- Transferler:
* Bir takımdan başka bir takıma transfer olan oyuncunun, transfer olana kadar geçen dönemde aldığı cezalar eski takımına aittir.
* Kulüple ilişiği kesilen veya kadro dışı bırakılan oyuncuların cezaları, bu durumların ortaya çıkmasından önceki döneme kadar bulunduğu takıma aittir.
- Hükmen Mağlubiyetler:
* Herhangi bir sebeple hükmen mağlubiyet kararına yol açan müsabakalarda, müsabaka sonucunda ortaya çıkan cezalar geçerlidir. TFF yönetim kurulu kararları uygulanır.
- Tamamlanamayan Müsabakalar:
* Tamamlanamayan müsabakalarda puanlama alınan cezalara göre yapılır.
- Lig Dışı Bırakma ve Alt Kümeye İndirme:
* Futbol ailesine olan alacakları sebebi dışında herhangi bir sebeple lig dışı bırakılan veya alt kümeye indirilen kulüple, Turkcell Fair Play Ligitablosundan çıkarılırlar.
- Maç Tekrarı ve Maçın Yarıda Kalması:
* Herhangi bir sebeple tekrar edilen maçlarda, puanlama sonraki maçlar üzerinden yapılır.
* Herhangi sebeple kaldığı yerden devam ettirilen maçlarda, maçın kalan kısım oynandıktan sonra puan hesabı yapılır.
ÖDÜLLENDİRME:
- Sezon sonunda en az puana sahip olan ilk üç takım ödül almaya hakkazanır.
- Puanlarda eşitlik söz konusu olursa öncelikle takımların tamamlanamayan müsabakaları varsa bunlar dikkate alınır.
- Eşitlik devam ediyorsa, saha kapatma sayıları dikkate alınır.
- Buna rağmen eşitlik devam ediyorsa, seyircisiz oynama cezaları dikkate alınır.
- Buna rağmen eşitlik devam ediyorsa, toplam hak mahrumiyeti gün sayısı dikkate alınır.
- Buna rağmen eşitlik devam ediyorsa, müsabakadan men cezaları dikkate alınır.
- Buna rağmen eşitlik devam ediyorsa, takım halinde sportmenliğe aykırhareket sayıları dikkate alınır.
- Buna rağmen eşitlik devam ediyorsa, kırmızı kart sayıları dikkate alınır.
- Buna rağmen eşitlik devam ediyorsa, sarı kart sayıları dikkate alınır.
- Tüm şartlara rağmen eşitlik bozulmazsa Turkcell Süper Lig sıralamasında üstte olan takım Turkcell Fair Play Ligi'nde üst sırada yer alır.
TOPLAM ÖDÜL: 1.000.000 USD
BİRİNCİ TAKIM:500.000 USD
İKİNCİ TAKIM: 300.000 USD
ÜÇÜNCÜ TAKIM: 200.000 USD
TABLO GÜNCELLENMESİ:
- Turkcell Fair Play Ligi tablosu, TFF Yönetim Kurulu,PFDK ve/veya Tahkim Kurulu'nun vermiş olduğu kararlar sonrasında güncellenerek duyurulacaktır.
- Turkcell Fair Play Ligi tablosu, her Cuma güncellenerek duyurulacaktır.

6 Kasım 2009 Cuma

Yine Aylardan Kasım #2

Şairin de dediği gibi "Unutmak kolaysa, önce sen unut".

3 Kasım 2009 Salı

EZELİ REKABETİN 10 YILI


Fenerbahçe üst üste 10'uncu kez Kadıköy'de Galatasaray'ı yenme başarısı gösterince, herkeste bir 10 yılın muhasebesini yapma merakı baş gösterdi. İnternette dolaşan mailler ve fotoğraflarda Fenerbahçe'nin son 10 sezonda tek başarısının “Galatasaray'ı Kadıköy'de yenmek” olduğu konusunda birileri ağız birliği etmiş görünüyor. Hatta Fırat pek böyle mailler göndermesede bu kez prensibini bozup bir tane de bana göndermiş. 10 yılda üç büyük kulübün aldığı kupaları gösteren fotoğrafı görünce bu düzmeceye müdehale etme gereği duydum. Kısa bir araştırmadan sonra aşağıdaki bilgilere ulaştım. Son 10 sezonda iki takım neler yapmış gelin bir bakalım.

1999-2000 sezonu ve sonrasında oynanan toplam 10 sezonu değerlendirdiğimizde;
Fenerbahçe rakibini kendi sahasında 9 defa yenmiş. 1 defa mağlup olmuş.
Galatasaray rakibini kendi sahasında 4 defa yenmiş. 3 defa mağlup olmuş. 3 maç berabere bitmiş.
Bu 10 sezonda Fenerbahçe 4 şampiyonluk ve 3 ikincilik alırken, Galatasaray 4 şampiyonluk ve 2 ikincilik almış.
Yine bu 10 sezonda Fenerbahçe Türkiye Kupasında 4 defa final oynamasına rağmen kupayı kazanamamış, Galatasaray oynadığı 2 finali de kazanmıştır.
Bu 10 sezonun son 4 sezonunda oynanmaya başlanan Süper Kupa'yı Fenerbahçe 2 defa kazanmış, Galatasaray 1 defa kazanmıştır.
Gelelim Avrupa'ya.

Bu 10 sezon boyunca Galatasaray 1999-00 sezonunda Uefa ve Süper Kupayı kazanarak büyük bir başarıya imza atmıştır. 2000-01 sezonunda da Şampiyonlar Liginde çeyrek final oynamıştır. Bu süre zarfında 6 defa Şampiyonlar Ligi'ne katılmıştır. Aynı dönemde Fenerbahçe 5 defa Şampiyonlar Ligi'ne katılmış ve 2007-08 sezonunda çeyrek final oynamıştır.
Sonuç olarak 10 sezon boyunca Fenerbahçe 4 lig ve 2 süper kupa olmak üzere 6 kupa kazanmış, Galatasaray 4 lig,2 Türkiye kupası,1 süper kupa,1 Uefa Kupası ve 1 Uefa Süper kupası olmak üzere 9 kupa kazanmıştır.
Görüldüğü üzere son 10 sezonda Fenerbahçe'nin tek başarısı Galatasaray'ı Kadıköy'de yenmekle sınırlı kalmamış. Kalkıp burada sadece Fenerbahçe'den 3 kupa fazla almışsınız deyip Uefa kupasını ve Süper kupayı yok sayacak değilim. Ama Avrupa'da alınan iki kupadan sonraki rekabette atbaşı gidildiği arada gerek lig gerek Avrupa'da önemli bir farkın olmadığı görülmektedir.
Yazarın notu: Bu yazı derbi sonrasında blogu tekrar kızıştırmak amacıyla değil tamamen bilgilendirme amaçlı yazılmıştır. İstatistiklere kaynak Wikipedia değil TFF resmi sitesidir.

30 Ekim 2009 Cuma

Doğduğun Günden Beri

Belki de derbinin en güzel ama en az konuşulan tarafıydı Fenerbahçe tribünlerinin koreografi çalışmaları. 100 yıllık derbide bugüne kadar ki en iyi şovlardan biriydi. Aksini fotoğraflarla belirten olursa da sevinirim açıkcası. Koreografi Grup CK'nın günler süren zahmetli çalışmasından sonra ortaya çıktı. Bir kaç dakika izlediğimiz böyle bir gösterinin nasıl hazırlandığını merak edenler için aşağıdaki linke tıklamaları yeterli olacak. Ellerinize sağlık GRUP CK. (Fotoğraf: Hakang)

Adil Düzen


24.08.2009 tarihinde oynanan DİYARBAKIRSPOR-FENERBAHÇE maçında çıkan olaylarda Diyarbakır Spor Kulübüne 1 RESMİ MÜSABAKAYI KENDİ SAHASINDA SEYİRCİSİZ OYNAMA CEZASI ve 1 MAÇ SAHA KAPAMA CEZASI verildi. Geçen pazar oynanan derbi maçındaki olaylar nedeniyle Fenerbahçe Spor kulübüne verilen ceza; 2 RESMİ MÜSABAKAYI KENDİ SAHASINDA SEYİRCİSİZ OYNAMA CEZASI.

Derdim sahaya atılanları yada çıkan olayları meşrulaştırmak değil. Ama adaleti böyle dağıtmak adaletsizliğin ta kendisidir. Bir Allah'ın kulu da çıkıp desin ki Diyarbakır'da çıkan olaylar daha azdı. Maç öncesi ve maç oynanırken sahaya giren seyirciler, sahaya atılan yanıcı ve patlayıcı maddeler, sahaya atılan koltuklar, maç öncesi ve sonrası çıkan olaylar 1 maç seyircisiz ve 1 maç saha kapatma ile cezalandırılırken, derbinin faturası 2 maç seyircisiz oynama. Yani Diyarbakır'a verilenden daha ağır bir ceza. Günlerdir pet bardakları şişe yapanlar, 1 maçla geçiştirilecek diyerek kamuoyu oluşturanlar umarım biraz rahatlamıştır.

28 Ekim 2009 Çarşamba

BÜYÜK OLMAK

"Tanrı seni korusun ve sana güç versin diye dua ettim. Milan'ın en kısa zamanda ve en iyi şekilde iyileşmesini diliyorum" Alex De Souza
Büyük kaptanı büyük yapanın sadece attığı ve attırdığı goller olmadığını bir kez daha ispatladı. Padişahım çok yaşa!

YEDİRİRLER

"Futbol dünyamızdaki bir karikatür figürü oldu Emre artık, onunla dalga geçmek çok keyifli...Bu sallamalarımızı bize yedirecek bir performans asla gösteremeyeceği için rahatız,keyfimiz yerinde..." FIRAT/30.11.2008

MOR

Tamam al şu hediyemi barışalım :) Beğenmedim dersem aşağıdaki de olur. Zaten sözüm var sana bir mor forma. Hangisini beğenirsen. Çok beğendim ikisi de olsun dersen, senin canın sağolsun. Kusurumuza da bakma öğretmediler bize efendiliği, insanlığı. Artık burda ne görürsek senden ne öğrenirsek onu yapmaya çalışıyoruz.

Osur Osur İpe Diz

“Daum korkuyor. Nerden çıkardın dersen, Galatasaray maçı yüzünden Gaziantep maçını gözden çıkardığını düşünüyorum. Üç sarı kartı olan Alex’i götürmedi Antep’e. Bir sarı görseydi Galatasaray maçında olmayacaktı. Bence Alex sakat makat değil. Galatasaray’daki koltuğu sağlam olan Rijkaard’ın bu korkunun üzerine saldıracağını düşünüyorum. Derbide skor söylenemez ama maksat iddia olsun, bol gollü 2-3 veya 2-4 Galatasaray.” Yılmaz ÖZDİL

“Fenerbahçe’nin dezavantajı kendi sahasında oynaması. Seyircinin desteği ile fazla giderlerse işte o zaman yanarlar. Çünkü bu maç eğer yerinde kullanılırsa ve cesaretli bir hakem olursa kesinlikle kırmızının fazla olacağı bir mücadele gibi gözüküyor.” Maçtan sonra ise “Fenerbahçe Stadı’na gelen takımlar hem seyirci kapasitesinden hem de seyircinin sahaya yakın olmasından dolayı çok baskı yiyorlar. Eğer Galatasaray ve Beşiktaş takımları biran evvel buna benzer stat yapamazlarsa Fenerbahçe malı alır, götürür gider.” Erman TOROĞLU

Fenerbahçe’nin kazanması hafta içinde Steau Bükreş karşılaşmasına bağlı. Bu maçı kaybederse derbinin favorisidir." Ercan GÜVEN

“Bu kez Saraçoğlu’nda mutlaka şeytanın bacağı kırılacak ve Galatasaray onca yılın sonunda Fenerbahçe’yi kendi kutsal mabedinde yenecek. Fenerbahçe’yi Saraçoğlu’nda evire çevire yenmedikten sonra bir Galatasaraylı olarak içim huzura kavuşamayacak. Bence bu yıl Frank Rijkaardlı takım bunu başaracaktır. Bundan hiçbir kuşku duymuyorum.” Hasan CEMAL

“Alex oynarsa Galatasaray Saraçoğlu’nda Fenerbahçe’yi ağır bir yenilgiye uğratabilir” Altan TANRIKULU

Gazoz Kapağı-2

Gazoz Kapağı

Derbi maçta Emre Belezoğlu ile girdiği mücadelede sakatlanarak 2 ay sahalardan uzak kalacak olan Galatasaraylı futbolcu Baros ''Emre'nin kasıtlı bir hareket yaptığını zannetmiyorum. Topla oynamaya çalıştı. Bu sadece benim şanssızlığım'' diye konuştu. Bu da sana kapak olsun Fırat.

27 Ekim 2009 Salı

Bu filmin sONu yok.

"Sizi nasıl yenseydik sesinizi çıkarmadan mağlubiyeti kabul ederdiniz?" Sanırım Galatasaray'lıların bu soruyu kendilerine sormaları gerekiyor. Ama maalesef cevabı belli “Biz her Kadıköy mağlubiyetine bir kulp takarız.” Maçtan sonra taraftarından, yöneticisine, yandaş gazetecilerinden, blog yazarlarına kadar hepsinin ağzında aynı türkü vardı. Hakem, olaylar, oynanan futbol kötü vs. vs.
Maçtan önce üşenmeyip yazmıştım, maçtan sonra yazması kolay demesinler diye. Fenerbahçe'nin kadrosu, oyun anlayışı, saha ve seyirci avantajıyla bu maçta ağır basıyor diye. Tabiki de ekstra durumları da göz ardı etmemiştim. Maç 2-1'ken Aydın'ın 100 kere vursa 99'unda Dereağzı'na atacağı top ağlarla buluşmuş olsaydı şimdi ben değil Fırat yazıyor olacaktı blogta.
Bu sezon ki Galatasaray kadrosundan üzerine en çok yorum yaptığım üç oyuncu Arda, Keita ve Elano'ydu. Fırat'ın Fenerbahçe kadrosunda eleştirdiği isimleri tekrar etmeme gerek var mı bilmem ama yine de yazayım. Emre, Güiza ve Kazım. Şimdi bu altı ismin bir maçı ne hale getirebileceklerini daha iyi görme fırsatımız oldu.
Arda'nın haftalardır süren formsuzluğundan çok, sezon başında getirildiği kaptanlığı hakkında yorum yapmış, yanlış bir isim değil ama bu kadar sorumluluğu kaldırabilecek durumda değil demiştim. Nitekim maç öncesi kendisini iktiren Baroni'ye seyircisini selamladıktan sonra gelip “Adam ol! Akıllı ol!” deyip üzerine yürümesiyle söylediklerimin altını imzalamış oldu. Kabadayı tavırlarıylada Hasan Şaş'ı aramadı gözler Kadıköy'de. Haklı ya da haksız ne olursa olsun maçtan önce takımın konsantrasyonunu bozmaya, ortamı germeye, seyirciyi daha da ateşlendirmeye bir oyuncunun hele bir kaptanın hiç hakkı yok. Yaptıkları Fenerbahçe'nin ekmeğine yağ sürmekten başka hiç bir işe yaramadı. Ne oynadı derseniz de son haftalarda ne oynadıysa onu. Ne eksik ne fazla.
Keita için “Herkes fazlasıyla memnun.Gece hayatı var, disiplinsiz, yılın fiyaskosu diyenler şimdi ağzı açık izliyor onu. Onun karşısında oynayan zor anlar yaşıyor. Ters çalımı hızı adamı geçecek değil rezil edecek düzeyde.” demişti maçtan önce Fırat. Maçtan sonra haklı olduğu tek bir şey vardı. Ağzımız açık seyrettik yaptıklarını. Tribünden atılan şişeyi alıp maçtaki en uzun deparını atarak sahanın dışına çıkıp sarı kart görmesini, sarısı olduğu halde rakibine yumruk attıktan sonra hakemin gösterdiği kırmızı karta ellerini havaya kaldırarak hayret etmesini, emekliliği gelmiş Carlos'u geçemeyişini.
Elano Blumer. Derbide sahada göremedim, sen benim yerime buluver.
Tek özelliğinin Türkiye'deki en yakışıklı Brezilyalı tezimi çürütecek en ufak bir şey yapmadan gezindi 80 dakika sahada. Bir de Ayhan'ı fırçaladı serbest atış sırasındaki taş yağacak dedim başımıza. Bunlar Ayhan Akman'ın işleri aslında.
Galatasaray'ın geneline baktığımız zaman sahadaki 11'in 9'u zaten bu sezon oynadığı oyunu oynadı. Leo Franco daha iyi maçlar mı çıkardı? Sabri zaten bu kadar değil mi? Servet ya da Gökhan ekstra ne yapmalıydı? Ayhan ve Mustafa Sarp 9 haftadır bunu oynamıyorlar mı? Belki Arda sezon başı formundan çok uzaktı. Bir de Keita daha etkili olabilirdi. Yoksa gerisi zaten bildiğimiz Galatasaray. Eee ozaman neden bu mağlubiyet diye soranlar cevabını bu Galatasaray'ı ligin ikinci haftasından sonra Barcelona ilan edenlere soracaklar. Total futbolun tahtaya yazılanla değil sahada oyuncuyla oynandığını bilmeyenler, geçen seneki kadrodan farklı bir iki isimle büyük değişimi bekliyorsa daha çok beklerler derim.
Gelelim Fenerbahçe'ye. Emre sezon başı istikrarını sürdürdü bu maçtada. Çok çalıştı. Maçın başında Baros'a yaptığı faulde rakibin kırılan ayağına vurmuş olsaydı bugün maçla ilgili sadece bunu konuşuyor olacaklardı. 90 dakika boyunca sinirini kontrol edebilmiş olması da onun artısıydı. Maçın kilit oyuncusu olur demiştim maçtan önce. Maç sonunda da aynı fikirdeydim. Süper ligin en iyi ön liberosu konumunda şu an. Kendisine MR cihazı hediye etmek isteyenler, her yaptığını takip edip ilk yanlışında sallamak için fırsat kollayanlar yine çok üzüldüler.
Güiza sezona iyi başlamış ama ilerleyen haftalarda yine saç baş yolduruyordu. Oyuna girdikten sonra 3 gol pozisyonuna girip topukla gol atması, Galatasaray'ın Fenerbahçe'li futbolcular üzerinde nasıl motivasyon etkisi yaptığının göstergesi gibiydi. Geçen sene Selçuk'un golüne inanamayanlar bu sene de Güiza'nın bakarak atamadığı golleri Galatasaray'a bakmadan nasıl atabildiğini çözmeye çalışıyorlar.
Kazım Kazım. “Topçu değil repçidir. Milli takımda ne işi var.” diyenlere inat oyunda kaldığı süre boyunca Servet ve Gökhan'ı çok hırpaladı. Bünyamin Gezer çoğunlukla vücudunu kullandığı pozisyonları bile faul diyerek kesti. Gol vuruşu biraz daha iyi olabilseydi çok daha farklı bir skoru telaffuz ediyor olurduk. Burda artık Fırat'ın devreye girmesi gerekiyor. Emre'ye sallaya sallaya form tutturdu. Belki de kariyerinin en iyi sezonlarından birini geçiriyor. Güiza ve Kazım'a biraz daha ağırlık vermesini bekliyorum. Rıdvan'ı bırakıp bu konuya eğilirse en azından Sami Yen'deki maça yetiştiririz.
Fenerbahçe'nin geneline bakacak olursak sahanın en rahatı hiç şüphesiz Volkan Demirel'di. Türkiye'nin en iyi hücumcuları karşısında çok rahat bir maç çıkardı. Galatasaray'ın maç boyunca gol dahil etkili bir atağı olmaması ayrıca üzerine kafa yorulacak bir konu. Defans dörtlüsü kusursuza yakın, Gökhan Gönül ise kusursuz oynadı. Vederson ve Mehmet Topuz görünmeyen kahramanlardı. Alex için ne yazsam eksik kalacak. Sahada var mıydı yok muydu tartışıladursun iki gol atıyorsan maça telefonla bile katılabilirsin. Alex'ten bir şey öğrenmeyenler en azından doktorlarından bir şey öğrensinler diyorum. Böylece Florya'daki sakatlık illetini çözerler.
Gelelim maçın hakem dörtlüsüne. Maçı ya da oynanan futbolu konuşmaktan daha keyifli bir çoklarına göre. Maç öncesi yardımcı hakemin tribünden atılan bir cisimle kafasının yarılması büyük talihsizlik. Anlamadığım şu; hakemler maç öncesi çıkan olaylara müdehale etmedikleri halde olayı seyirci ile oyuncular arasında izleyerek hedef tahtası oldular. Madem orada yetkin varken kimseyi atmıyorsun neden oradasın. Bu sahaya bir şey atanı hiçbir zaman haklı göstermese de olaylara kayıtsız kalan hakeme de ders olur umarım. Maçın başında Lugano'nun verilmeyen golünde görevinin başında olan yardımcı ilk goldeki ofsaytı kaçırdı. Gerçi o pozisyonda ofsaytı hiç kimse görmedi. Bir tane savunmacının eli havada değildi. Leo Franco elini de Alex için kaldırmıştı ama ofsayt olan o değildi. Alex'in düşürülmesine aldatmaca diyenlere pozisyonu tekrar izlemeleri dışında bir şey tavsiye edemeyeceğim. Penaltıyı veren Gezer'in niçin kırmızı değil de sarı kart çıkardığı da ayrıca sorgulanmalı. Bir penaltı tartışması da Servet'in ilk yarıda Lugano'ya yaptığı hareketti. Ama bu tür pozisyonlara golü atmayı beceremeyenlerin takılması adettendir deyip üzerinde durmuyorum.
Sahanın en iyisi kimdi derseniz biraz düşünmem gerekebilir ama stadın en iyisi tartışmasız Fenerbahçe taraftarıydı. Özellikle tribün gösterileri çok iyi hazırlanmış ve çok yaratıcıydı. Açılan her pankartı şaşkınlık ve büyük bir keyifle izledik. Maçın şarkısı Nilüfer'den geldi. “Bir mahsun MOR menekşe ağlıyor mu ne?” Kenan Doğulu'dan çalınacak şarkıya istek maçın başında açılan “Herkes haddini bilecek.” pankartıyla yapıldı. Maytap ve konfeti şovlarıda fotomuhabirleri ve seyircilere bol bol fotoğraf çekme fırsatı yarattı.
Pazar sabahı 5'te Bergama'da başlayan maç serüvenimiz saat 22.00 civarlarında 10 senedir olduğu gibi mutlu sonla bitmiş oldu. Son iki yılına şahit olmanın verdiği gurur ve mutlulukla dönüş yolculuğumuz pazartesi sabahı 7'de yine Bergama'da son buldu. Minibüste tüm Fenerbahçeli dostlarla aldığımız karar doğrultusunda Galatasaraylı dostları (bazı öküzler buna dahil değil) kızdırmayı yıl içerisine yayma kararı aldık.
Yazımı; yolculuğumuzda bizi roketiyle destekleyen Çakal'a, yeni bestesiyle kulaklarımızın pasını silen(!) Hakan Abi'ye, “pıt” larını bizden eksik etmeyen Nafi'ye, maç fotoğrafları ve videoları için Gündüz'e, yol boyunca uyuyarak bizi kendinden mahrum bırakan Biberci'ye, Galatasaray sayesinde iddiaa'dan 1000 TL'yi indiragandi yapan Eftal'e ve diğer tüm Fenerbahçe dostlarına teşekkür ederek bitiriyorum. Seneye görüşmek üzere. Bu filmin sONu yok.

24 Ekim 2009 Cumartesi

YİNE DÜŞTÜK YOLLARA

Yollara düşme zamanıdır. Pazar günü yine Saraçoğlu'nda olacağız inşallah. Geçen sene şahit olmaya gitmiştik bu sene bilirkişi olarak çağırdılar. 9 senelik gelenek, atılan 24 gole karşılık yenilen 4 gol, son 25 maçtaki 18 galibiyet ve 2 beraberliğimiz bir yana bu sene kazanacağımızdan daha eminim. Ama futbol bu çok ekstra şeyler olmadığı sürece bu Fenerbahçe'nin bu Galatasaray'ı yeneceğini düşünüyorum. Zaten aksini de bekleyen yoktur benden. Yine de şunu söylemek istiyorum. Oturup üzerine kafa yordum, muhtemel maç kadroları üzerine düşündüm. En zayıf ve en kuvvetli yanlarımızı, maç istatistiklerimizi karşılaştırdım. Ağır basıyoruz. Yenilgi süpriz olacak ama her zaman bir ihtimal bu. Futbol bu yüzden bu kadar seviliyor. İstatistiklerle çok haşır neşir olmam Fırat'ı hep kızdırmıştır. O'da bana Metin Türel'in zamanında söylediği meşhur cümleyle cevap vermiştir." Hagi sana 40 metreden bir çakar nereye yazacağını bilemezsin o istatistiği." Bu stada ne Hagiler, ne Popescular ne Jardeller geldi gitti. Burası Kadıköy burda yatır var. Yoksa yıllardır süren üstünlüğün mantıklı bir açıklaması olmaz değil mi? :)
Maç öncesi bunları yazıyorum ki maçtan sonra Fırat'ın elinde malzeme olsun. Hoş onda 10 senelik birikmiş malzeme vardır. Yaratıcılığımızı maç sonuna saklayalım en iyisi. Fıratçım biz gidiyoruz maça. Sende gelirsen 25 Ekim'e kadar. Gelmezsen ...kadar. Bye bye

10 Ekim 2009 Cumartesi

Medya Savaşları

Son günlerde gerek medyada yer alan haberler, gerekse aldıkları duyumlara göre Ercan Saatçi'nin, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök tarafından, gazetenin spor müdürlüğüne getirileceğini öğrenen UltrAslan herkesi uyarmış. Antu.com da cevap vermiş.

6 Ekim 2009 Salı

Yandık biz Yandık

Tuttuğum takımın yenilgisine yada puan kaybına hiç böyle ağladım mı diye düşündüm. Denizli'de o 16 dakikayı izleyemediğimi, eve gidip camları kapattığımı, korna seslerinin sinirimi çok bozduğunu hatırlıyorum ama çocukken böyle hıçkırıklara boğulduğumu hatırlayamadım. Belki de hafızam beni yanıltıyor. Neyse Cimbomlu kardeşimiz intiharın eşiğinden babasının tesellileri sonucu dönmüş. Büyüdüğünde koltuk söküp fırlatacak bir potansiyel seziyorum kendinde. Yada havaalanında futbolculara saldırabilecek gibi duruyor. Futbolun bir oyun olduğunu bir kazananın bir de kaybedenin olacağını öğrenmeye başlaması gereken yaşlarda yenilmeyi kabul etmiyor. Demek ki etrafından da öyle gördü. İlerde de etrafındakilere bunu anlatacak. Psikolojik yada sosyolojik çıkarımlar bizim işimiz değil aslında. Oturup biraz manidar da olsa tebessümle izlenecek bir video.

5 Ekim 2009 Pazartesi

8 de 8

8 de 8 Türkiye liglerinin en iyi başlangıç rekoru olarak tarihe geçti dün akşam. Ama taraftarı yada en azından beni asıl keyiflendiren sahada oynanan futboldu. Skor 3-0 olunca insan daha keyifli yazıyor mutlaka ama maç 1-1 de bitse bu oyun yeterince tatminkardı. Çok değil geçen hafta Antalyaspor maçı için Mehmet Demirkol’un "Fenerbahçe sanki 3 dakikalık özet görüntüler için oynuyor. Üç dakikalık özet görüntüye bakın, 3 tane direkten dönen top, karşı karşıya kaçan pozisyonlar... Bilmeyen biri Fenerbahçe'yi dünyanın en iyi takımı zanneder. Üç dakikanın dışına bak, başka hiçbir şey yok Fenerbahçe'de” yazısıyla ilgili olarak “Fenerbahçe çok iyi oynuyor demek tabii ki mümkün değil ama 3 dakikalık oynuyor demekte acımasızca. Antalyaspor maçında atılan 2 gol, verilmeyen 1 penaltı, direkten dönen 3 şut, karşı karşıya kaçan 2 net pozisyon, kaleye çekilen 8/12 isabetli şut var. Kazanmaya yetecek hatta farklı kazanmaya yetecek kadar pozisyon. Kapasitesinde oynayan 1 veya 2 oyuncunun olduğu bu maçta bu kadar pozisyona girilip rakibe bireysel hata sonucu tek pozisyon veriyorsanız oynanan futbol için karalar bağlamaya da gerek yok. Bu kadroya yarın sadece Emre katıldığında bile tempo yükselecektir. Özer, Deivid ve Semih daha uzun süre aldıklarında göze hoş gelen oyunun da ortaya çıkacağını düşünüyorum.” diye yazmıştım. 3 haftalık aradan sonra tekrar sahalara dönen Emre’yi dün herkes gördü. Onu en acımasızca eleştirenlerin hatta nefret edenlerin bu futboluna gıkları çıkmayacaktır. Emre’nin sezon başından beri devam eden müthiş performansına Christian’ın Antalyaspor maçından beri eşlik etmeye başlaması ekmek kadayıfının üzerine kaymak gibi oldu. Geçen sezonu ön libero sıkıntısıyla kapatmış bir takımın bu seneki ön liberoları bana göre ligin en iyi ikilisi. Sadece Emre’nin ileri çıkışları yüzünden defans bloğuna çok yakın oynayan Christian özellikle son Gençlerbirliği maçında ileri çıkışları Emre ile dönüşümlü olarak yapmaya başlayınca hem Emre’nin üzerindeki yük paylaşılmış oldu hem de Alex çok daha rahat oynamaya başladı. Christian ligi bu form grafiğinde tamamlasa bile Aurelio’yu aratmayacağını düşünüyorum.

Bilica ve Lugano’nun müthiş konsantrasyon içinde ve hatasıza yakın oyunları sezon başından beri 8 maçta sadece 3 gol yenmesinin büyük bir kısmını açıklamaya yetiyor. Daha çabuk forvetler karşısında zorlanacakları muhakkak ama burada kademeye girecek çabuk beklerin (Gökhan, Vederson ve R.Carlos) olması olası sıkıntıları en aza indirecek gibi görünüyor. Orta sahanın solunda oynayan Santos belki de geldiğinden beri en kötü maçını oynadı Alex’ e attırdığı ikinci gole rağmen. Formsuzluğunun tek sebebinin fizik yetersizliği olduğunu düşünüyorum. Bu bölgede oynayabilecek Uğur, Vederson, R.Carlos ile dönüşümlü kullanılması kanat zafiyetini ortadan kaldıracaktır. Sağ tarafta oynayan Mehmet, kanatta oynamak istemiyor gibiydi. Yinede çok çalıştı. Ama asıl verimli olacağı mevkinin burası olmadığı belli. Guiza gol atmak dışında herşeyi yaptı. Koştu, pres yaptı, top çaldı, top tutup arkadaşlarının ileriye yerleşmesini sağladı. Ama forvetseniz ve haftalardır gol atamıyorsanız eleştirilmeye mahkumsunuz. Hele Rıdvan'ın dediği gibi Alex'in olduğu bir takımda 20 golden az atan forvet iyi forvet değildir. Yine de Guiza'nın geçen sezondan iyi, beklentilere yakın bir sezon geçireceği belli. Bu kadar çok pozisyona girebiliyorsan golü eninde sonunda bulursun. Daum'un gelecek maçlarda da bu Guiza'dan vazgeçmesi mümkün görünmüyor. Semih'e de son 15 dakikalarda oyuna girip yine de gol kralığında iddialı olmak kalıyor. Gecenin tartışmasız yıldızı Alex'ti. Fenerbahçe tarihinin en iyi yabancısı oldu çoktan. Golleri ve asistleri geçmiş sezonlarda da çok iyiydi ama bu sezonki arzusunu, hırsını ve yenilgiyi kabul etmeyişini eskiden göremezdik. Onu övmek için illa birileriyle kıyaslamakta gerekmiyor. Futboldan zevk alan herkesin izlemesi gereken biri. Yerine idame etmeye çalıştıkları Lincoln, Ricardinho ve Elano'dan çok daha istikrarlı, takıma katkısı yüksek ve takımını sırtlayan bir oyuncu. Dün gece %100 Futbol'da ve Maraton'da Alex'in Brezilya milli takımında neden oynamadığı sorusu gündeme geldi. Rıdvan Dilmen “Elano Brezilya milli takımında oynayabiliyorsa Arda Uzay milli takımında oynar.” diyerek yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Bu Arda'yı ve bu Alex'i görünce de Alex'in neden oynamadığının cevabını bulmakta zorlanıyor insan.
Son bir paragrafta kaleci Volkan'a açmak istiyorum. O da sezonu çok iyi başlayanlardan. Dün akşam Gençlerbirliği ataklarında yine çok iyiydi. Hele öyle bir kurtarışı vardı ki akıllara Lev Yashin'i getirdi. Sadece işini yaptığında onu ne Fenerbahçe ne de milli takım kalesinden kesecek kapasitede bir kaleci yok Türkiye liginde.
8 hafta geride kaldı. İlk 7 haftasında bir tek Sivas maçı dışında hep eleştirildi Fenerbahçe'nin futbolu. Haksızda değildi eleştirenler. Peki neydi 8. haftada takımda değişenler. Tek tek yazmak gerekirse;
-Lugano ve Bilica birlikte oynamaya alıştı ve müthiş formdalar.
-Christian performansını arttırdı ve Emre ile iyi bir ikili oluşturdu.
-Alex iki başarılı ön liberonun önünde çok daha rahat ve verimli oynamaya başladı.
-Daha önceleri bir maçta vasatın üzerine çıkabilen oyuncu sayısı 1 veya 2 ile (Emre, Alex) sınırlı kalırken son maçta bu sayı 6 ya çıktı.(Volkan, Bilica, Lugano, Christian, Emre, Alex)
-Taraftar üzerine düşen görevi hatırlayıp tribünleri doldurdu. Doldurmakla kalmayıp rakibi ve hakemi baskı altına almayı, takımı ateşlemeyi fazlasıyla yerine getirdiler.
Fenerbahçeliler olarak kulakları çekelim tahtaya vuralım. Tren raya girdi. Bu mücadele kazanılan 8 maçtan çok daha önemli. Şimdilerde konuşulan Kadıköy'deki maça Fenerbahçe'nin 9 da 9 la çıkması durumunda seriyi ya da namağlup ünvanını Galatasaray önünde kaybetme olasılığı. O maçta tribünlerde olacağım. İnşallah yine böyle keyifli bir yazıyla o maçı da kaleme alırız. Futbolla kalın.

Hazreti Alex

Üzerine yazılacak söylenecek çok şey var ama en iyisi Lefter'in ki gibi alnından öpmek. Onu başka 10 larla kıyaslayanlara, başka 10'larla kıyaslamaya bile tenezzül etmeyenlere selam olsun.

10 Eylül 2009 Perşembe

GÜNAH KEÇİSİ

EMRE BELÖZOĞLU
7 Ağustos 2009 A Milli Futbol Takımı’nın Ukrayna ile oynayacağı özel maçın aday kadrosuna çağrıldı.
9 Ağustos 2009 Denizlispor-Fenerbahçe maçında sağ kasık bölgesinde adele grubundaki zorlanma şikayeti ile oyunu terk etti.
10 Ağustos 2009 A Milli Takım'ın 12 Ağustos'ta Ukrayna ile yapacağı özel maçın aday kadrosundan çıkarıldı.
16 Ağustos 2009 Fenerbahçe-Sivasspor maçında oynadı. 1 gol 1 asist yaptı.
19 Ağustos 2009 Fırat blogta "3 Günlük Sakatlık" yazısıyla Emre'ye (yine) salladı.

KAZIM KAZIM
5 Eylül 2009 A Milli Takımın Estonya ile oynadığı kritik maçta 62 dakika görev aldı.
6 Eylül 2009 Estonya maçından sonra sağ bacak alt arka grup adelesinde zorlanma ve ağrı tespit edildi. Tedavisinin yetişemeyeceği gerekçesiyle Bosna maçının kadrosundan çıkartıldı.
9 Eylül 2009 Saat 18:00 Bursaspor hazırlıklarını sürdüren Fenerbahçe'de takımla birlikte antrenmana katıldı. (Fotoğraf idmana aittir.)
9 Eylül 2009 Saat 21:00 A Milli Takım Bosna ile oynadığı kritik maçta 1-1 berabere kalarak Dünya Kupasına gitme şansını zora soktu.
Özel maç kadrosundan sakatlığı nedeniyle çıkartılan ve 6 gün sonra (3 gün değil) lig maçında iyi bir performans sergileyen Emre'nin yaptığına sallayanlar, Bosna maçı gibi kritik bir maç öncesi sakatlanıp tedavisinin yetişmeyeceği gerekçesiyle kadrodan çıkartılan ancak ne hikmetse 3 gün sonra kendi takımının çift kale idmanında oynayabilen Kazım'a sallamayı ben bu yazıyı yazmasaydım ne zaman akıl edeceklerdi acaba. Aslında işin tuhaf tarafı ortada sallanacak bir durumun da olmaması. Tuhaf olan, Kazım'ın 3 günde iyileşmesine inananların Emre'nin 6 günde iyileşmesine inanmamaları, daha doğrusu inanmak istememeleridir. Dün geceki Bosna maçında gördüğü sarı kart nedeniyle Belçika maçında cezalı duruma düşmesine sallayamamalarının sebebi de aynı haltı Arda'nın da yemesidir. Bu çifte standarttır ve Emre kompleksidir. Bir adamın üzerine bu kadar fazla ve bu kadar haksızca giderseniz sahada o öfkeli Emre'yi seyretmek zorunda kalırsınız.

4 Eylül 2009 Cuma

YUHHHH



Bir internet sitesi (ismini verip ekmeklerine yağ sürmek istemiyorum) Emre'ye verilen 3 maçlık cezayı önce ilk resimdeki gibi okuyucularuna duyuruyor. Sonra yedikleri haltı anlayıp ( 4,5 saat sonra) başlığı düzeltiyorlar. Emre'ye sallama konusunda bağımlı olan Fırat bile bu kadar ileriye gitmemişti. Yuhhh diyorum.

31 Ağustos 2009 Pazartesi

OFSAYTA DÜŞEN KİM?

Fenerbahçe - Manisaspor karşılaşmasının en çok tartışılan pozisyonlarından biri. Hatta çoğu kişiye göre tartışmasız ofsayt kararı yanlış. Topun en son oynandığı anda Fenerbahçe defansı ile Manisaspor'un sağ açığı aynı sarı çizginin üzerinde. Aynı hizada özellikle demedim. Aynı sarı çizginin üzerinde. Peki sarı çizgi dikkatinizi çekti mi? En basitinden ceza sahası çizgisiyle paralel olması gerekmiyor mu? Gerekmiyor. Çünkü böyle olması daha çok tartışma daha çok reyting demek. Dün akşam bu pozisyonu izler izlemez maraton programına mail attım. Ama bir cevap alamadım. Gerçi maillerinize cevap garantisi yoktur gibi bir uyarı vardı internet sitesinde. Televizyon ekranlarında hakemlerin anlık kararları üzerine bu kadar ahkam keseceksen en azından o sarı çizgiyi doğru çizeceksin. Yoksa böyle kendin ofsayta düşersin.

29 Ağustos 2009 Cumartesi

HAMBURG SEFERİ

Hatalarından ders almayan bir milletiz. İddialı söylemleri sever, sonrada güzel kıvırırız. UEFA Avrupa Ligi kuralarından sonra her iki temsilcimizinde rakipleri medyadaki tabirle lokum olunca manşetler de atılmış bugün. "Hamburg Yolcuları". Daha 4 ay olmadı. UEFA finali Saracoğlunda oynanalı. Final Kadıköy'de olunca Galatasaray daha gruplara kaldığında "Kadıköy'de final" lafları edildi. İddialı olmak ve hedefinizin olması tabiki güzel. Ama turnuvada bir sürü iddialı takım varken, CL'den gelecek takımlar belli değilken, yolun başında bu kadar iddialı olmak biraz pervasızlık oluyor. O dönemlerde Kadıköy'de kupayı kaldırmak istiyoruz diyenlere en güzel cevabı iyi bir Galatasaraylı ve üstad Aceto " Kim derse ki bugünden "Kadıköy'de UEFA Kupası'nı kaldıracağız", dikkat et de fıtık olma derim..." cümleleriyle vermişti.
Şimdilerde de aynı şeyler tekrarlanıyor. Galatasaray için de Fenerbahçe için de final lafları ediliyor. Hamburg biletleri alınıyor. Her iki takımda geçen seneye göre daha iyi kadrolara ve teknik adamlara sahip. Mutlaka daha büyük başarıları hedefliyorlar. Her ne kadar Daum benim için ilk önce Süper Lig geliyor dese de, ben Avrupa'da bir maça yedek kadro ile çıkacağını düşünmüyorum Fenerbahçe'nin. 2000 yılından sonraki en iyi kadroyu kurduğu fikrinde birleşilen Galatasaray'ın da Avrupa'da iyi işler yapacağını düşünüyorum. Ama bugünden final lafları etmek, kağıt üzerinde favori olmak futbolda çokta para etmiyor. Kura çekiminden önce de yazdığım gibi şu an her iki kulüp içinde söylenebilecek en iddialı cümle "İkisi de gruplardan çıkar" olur. Ondan sonraki yol haritasını CL'den gelecek takımlar ve kura şansı belirleyecek. Kura dedim de Fırat'ın güzel bir lafıyla bitireyim yazımı. "Kooperatifle yazlık yaptırsam kurayı Aziz Yıldırım'a çektiririm."

28 Ağustos 2009 Cuma

SeyRANTepe Stadı

Barış Gerçeker’in Ntvspor’daki yazısından alıntıdır.

Bu stadın inşaatıyla ilgili polemikler yeni başlamadı. İlk Seyrantepe projesi kamuoyunun da oluşturduğu baskıyla iptal edilmişti. O zamanki proje Galatasaray'ın kiracı konumunda olduğu araziye konut yapıp satmasına izin verdiği için usulsüz bulunup iptal edilmişti. Devletin Galatasaray'a tesis kazandırma azmini kırmadı bu durum. Proje değiştirildi, sadece stat içeren hale dönüştürüldü. Şu anki haliyle TOKİ araziyi veriyor, ihaleyi kazanan yüklenici firma bedeli karşılığı stadı inşa ediyor ve karşılığında Ali Sami Yen Stadı'nın arazisini alıyor. Kamuoyunda çok parasız ve borçlu bilinen, buna rağmen "...Tüm kulüplerin mal varlıkları yanyana geldiğinde bile, 10 ile çarpın, yine de Galatasaray`ın yarısı kadar etmez..." (Adnan Polat, 29.12.2007) diyebilen Galatasaray Spor Kulübü'ne stat kazandırmak için devletin bu derece gayretkar olması diğer şehirlerin ve takımların başı kel mi dedirtiyorken. Mevcut ihale tekliflerinden hiçbirini kabul etmemesi halinde TOKİ stat inşaatını kendisi üstleneceğini belirtti ki asıl korkunç olan da bu. Devletin para harcaması gereken daha hayati ve acil gereksinimler yok mu hiç?
Pazar akşamı Manisaspor - Trabzonspor maçında köşe gönderleri kapkaranlıktı. Denizli'deki Fenerbahçe maçı elektrik kesintisi nedeniyle ertesi güne taşalı 15 gün geçti. Kış aylarında bütün Avrupa'nın kamp yapmak için güneye göçlerinin parçası olan Antalyaspor'un stadının tribünlerinin bir kısmı portatif. Başkentteki takımlarımız aynı stadda oynuyorlar ekseriyetle. Kulüplere stat veya tesis kazandırmak bir devlet politikası ise bu genele yayılmalı. Yok değil ise, adalet sağlanamayacaksa da herkes başının çaresine bakmalı.

27 Ağustos 2009 Perşembe

NTVSpor GERÇEĞİ (!)

"merhaba takip ettiğim ve inandığım bir çok arkadaşa bugün elimden geldiğince bu maili yolluycam.bunun sizler tarafından dile getirilmesini umuyorum.son zamanda etrafımda duyduğum ve büyük sıkıntı yaratan konuyu aktarmak istiyorum.NTVSPORun FBTVye nasıl dönüştüğü üzerine...çarpıcı sadece bir örnek verim aziz yıldırım ve fenerbahçeye karşı duran tek program ve yazarlar hıncal uluç ve haşmet babaoğluydu göründüğü gibi ikiside artık tv ekranlarında değiller ama aynı programdaki mehmet yılmaz yeni programla karşımızda bunun gibi çok örnek var eğer sürekli ntvsporu takip eden ve bu olaylara canı sıkılan bi taraftarsanız tek istediğim sizden bu konuya ilişkin bi yazı şimdiden teşekkür ederim. " MUSTAFA
Mustafa'yı tanımam. Blogun takipçilerinden muhtemelen. Kendisini tanımadığım için şahsi bir problemim de yok kendisiyle. Gönderdiği maili paylaşmak istedim ama bunu Mustafa istedi diye değil, Türkiye'de futbol üzerine dönen komplo teorilerine bariz bir örnek vermek istediğim için yapıyorum.
Mailinde Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım'a karşı duran tek programın (90 dakikayı kastediyor) yayından kaldırıldığını, Hıncal ve Haşmet'in görevlerine son verilirken Mehmet Yılmaz'ın yeni bir programla karşımızda olduğunu belirtmiş. Bundan yola çıkarak ta Ntvspor'un giderek FBTV'ye benzediğini, bu durumunda canını çok sıktığını yazmış.
Herşeye ve herkese sallayabilmek adına açmıştık blogu. Takip edenlerde bilir kendimiz dahil çok şeye de salladık. Ama ilk defa sallanan bir şeye hayret ediyorum. Ülkede spor medyasının can çekiştiği bir dönemde yayın hayatına başlayan doğru, tarafsız ve güvenilirliğinden bir gün bile şüphe etmediğim bir spor kanalına sallanılıyordu. Bu arada Mustafa'yı tanımadığım gibi Ntvspor kanalıyla da organik bir bağım yok. Kaldı ki "Yenilsen de Yensen de" programı için aramışlar ama şartlar uygun olmadığı için programa dahil etmemişlikleri yüzünden hafif sitemim de vardır. :) Mehmet Yılmaz'ın Ntvspor'daki yeni programının adı "Ters Köşe". Cem Dizdar ve Kanat Atkaya ile beraber Türkiye ve dünyada gelişen spor olaylarını değerlendiren, haftanın futbol olaylarının yanı sıra bütün spor dallarından bahsedilen bir program formatında. Cem Dizdar'ın Beşiktaş'lı Kanat Atkaya'nın da Galatasaray sempatizanı olduğunu yazılarını ve tv programlarını takip eden herkes bilir. Anlayacağınız 90 dakikaya benzer formatta bir program hazırlamışlar. Ben daha izleme fırsatı bulamadığım için programda Fenerbahçe, Beşiktaş yada Galatasaray ne ölçüde ve ne yoğunlukta eleştiriliyor bilemiyorum. Gerçi Mustafa, Hıncal ve Haşmet abilerinin tadında bir sallama bekliyor sanırım.En azından Fenerbahçe'ye. Kendi serzenişinden bunu anlıyorum. Eee haksızda değil. İyi sallardı Hıncal ve Haşmet Fenerbahçe'ye. Sallarlardı da Galatasaray'a ve Beşiktaş'a verip veriştirdikleri programlarda gözümün önüne geliyor şimdi. Zaten Hıncal'ın sallamadığı bir durum, bir oluşum, bir kulüp, bir yönetici, bir teknik adam var mı acaba?
Düşündüm tek bu örnek bir kanalı FBTV'ye benzetmeye yeter mi? YETMEZ elbet. Acaba dedim Mustafa yorumculardan mı uyuz kaptı. Ne de olsa her maçtan sonra Rıdvan abisi karşısında. Eski Fenerbahçelidir. İyi Fenerbahçelidir hatta Rıdvan. Ama formasını hep kazağının içine giyer. En azından bunun için çabalar. Sonra aklıma Sergen, Mustafa Doğan geldi. Beşiktaşlı olarak bilinseler de ikiside zamanında Fenerbahçe'de oynamış yorumculardı. Dedim tamam bütün yorumcular eski Fenerbahçeli. Mehmet Demirkol zaten 90 dakikada Hıncal ve Haşmet'in karşısındaki Fenerbahçeliydi format gereği. Burcu Esmersoy sarı saçlarının altına hep lacivert takım giyip çıkıyordu Spor Cafe'ye. Ersin Düzen, FBTV'de ki Yasir Kaya'ya çok benziyor, Fuat Akdağ başkan Aziz Yıldırım gibi gülüyordu. Galiba Mustafa haklıydı gizliden gizliye Ntvspor'da bir Fenerbahçe propagandası yapılıyordu. Fark edip hepimizi uyardığı için teşekkür ediyoruz Mustafa'ya...
SON SÖZ: Öküz altında buzağı arayanların kafasına öküz düşer inşallah diyorum. Çok şiddet yanlısıyımdır ona göre. Fırat bilir.